Efeniiiimm;
bu işleri bırakalım, fasulyeden bahsedelim. yararlarını konuşalım. yazın yapıp durduğumuz, bayıldığımız fasulye.. kış fasulyesi de, güz fasulyesi de hala olan fasulye.. domatesli pilav ve cacıkla yazın kral üçlüsünü oluşturan fasulye.. henüz sarmısaklanma ihtiyacı hissedilmemiş; klasikliğinden ödün vermemiş, tadının nefasetinden asla şekere gerek duyulmamış olan taze fasulye.. konuşalım! bundan konuşalım.. marketlerde donmuşu var! içine domates de atmışlar üstelik! olmaz mı?
konumuz bu olsun. fasulye benim minik oğluma ilk verdiğim sebzelerdendir. aile tarihinde yeri de bir has köşe! şekeri, tuzu görmeden, zeytinyağı ve domates rendesiyleyedi onu benim 7 aylık bebek oğlum! hem de bu ne tat böyle dercesine gözleri çakmak çakmak, avuçlarını yumuk yapa yapa yedi hem de ! bebekler yeni tatlardan hoşlanır ya! benimki hoşlanıyordu valla:) öle öyle sevdi hep fasulyeyi, ben de bayıla bayıla yaptım hep.. işte fasulyenin kerameti!
Yani joan littlewood tiyatrosu bundan daha değerli olabilir mi? konu mu kalmadı? bari biri fasulyenin kerameti diye bir oyun yazsa da arayı yapsa!
pfpfpfpfpfpfppppppffffffffffffffffffffffffffffffff
pöh!
Efendim;
Joan Littlewood İngiltere'de 50-60larda tiyatroyu tekrar hayatiyetne kavuşturan yönetmen olarak biliniyor- daha doğrusu genel kanı bu. eleştirmen Ken Tynan onu Brechtyen olarak nitelendiriyor ve bu nam salıyor ve gidiyor işte.. Brecht'in oyunlarını oynuyorlar- Cesaret Ana ve II. Richard. fakat Brechtyen tekniğe yakın olduklarını hiç sanmıyorum. Littlewood daha çok geleneksel ve güncel İngiliz tiyatrosundan, folk geleneklerinden, dans ve şarkılardan, mim sanatından neredeyse bir patchwork çıkarıyor..
çalıştığı oyun yazarlarının çizgisi belli, kendisi koyu sosyalist. bunlar gruun çıkarttığı yeni oyunları değerlendirmek için ölçüt saylabilir. ama bir de klaiklerin yorumu var. bunları da daha gerçekçi yorumlyor mesela Rusya'ya Macbeth ile gidiyorlar, burada Macbeth'in bazı fantastik sahnelerini mantıksız diye rüya sahnesi olarak kurguluyor.. seyirci hedefi belli bir tiyatro olduğu da söylenebilir; çocuklara (okullara) oynamak dışında genelde işçiler, küçük kasabaların halklarına oynuyorlar. aslında burada belirleyici etken nerede sahne bulurlarsa oraa oynamaları, fakat genel müdürleri Gerry raffles tam bir komunist olduğu için o da o ölçekte yerler seçiyor..
En erken parladıkları ve gözde oldukları yer tabi ki Edinburgh. orada 'fringe' olarak nitelendirilmeye başlıyorlar .. gate crasher gibi isimler de konuyor bunlara.
tarihsel şuurları son derece yüksek bir topluluk. 1. ve 2. dünya savaşları ile ilgii çıkardıkları oyunlar bunun göstergesi.
Demeye varacağım laf şu olmalı aslında: çok stilize bir tiyatro bu. yani biçimsel öğeleri çok parlak. Biçime çok dayanıyorlar.. aslında belki de materyali basit, öz ttup biçimi mi çarpıcı yapıyorlar?
basit materyal, basit biçim! olabilir mi?
buradan da lukacs-brect tartışmasına gelebiliriz belki.
burada duruyorum..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder